Sayıklamalar 1

20/8/2009 · Kategori: Deneme

Mükemmel bir gün daha başladı..İnzivam sürmekte.Her gün kendime birtakım işler icat ediyorum.Bugünkü işim kütüphanemin tozunu almak, kitapları sevecenlikle okşamakJonları koklamak ve kucaklamak.Sizi bilmem ama kitaplar bana müthiş bir huzur duygusu veriyor.Onların o bilge ve sessiz şarkıları kendi içime, karanlık dünyama yöneltiyor beni çünkü…

 

Özellikle son bir yıldır okuduğum kitaplar beni son derece pozitif,her olaydan ders almaya çalışan kendinle barışık biri haline getirse de(burada kişisel gelişim kitaplarından bir dönem nefret ettiğimi hatta hepsini yakmak istediğimi söylemeden geçemeyeceğim:P)içimde yine de o karanlık arazinin özlemi  hortluyor ara sıraJBunun sebebi ne ola ki diye düşünüyorum elbette.Biliyorsunuz ki iyi sorular sormak güzel cevaplar vermekten her zaman daha geliştirici bir şey…Derinliğimi yitiriyorum duygusuna kapılıyorum.Hep olumlu olmak bazen çok sıkıcı da olabiliyor çünküJ

 

Şiir yazardım geçmiş zamanda…İlham perisi uzun zamandır çalmıyor kapımı..küstürdüm haspamı:P Ya da son derece pozitif bir hatunla karşı karşıya olduğunu anlayıp derinlik duygusunu, karamsarlığını, umutsuzluğunu yitirmemiş bir başkası ile aşk yaşıyor büyük ihtimalleJ)Yazmaya başladığımda son derece yabancı metinler çıkardı eskiden.Baştan alıp okuduğumda şüphe ederdim…’’hadi canım bunu ben yazmış olmam’’filan duygusuna kapılırdım yani…Sonra bunalıma girerdim…’’depresyondayım’’ ‘’yaklaşmayın ısırır’’levhaları olurdu bilge olmak adına kırışmaktan şile bezine dönen alnımda…Bunalımda olmanın o karanlık ve ibret verici yanını hepiniz bilirsiniz işte..herkes size yardım etmek için çırpınır,son derece anlayışlı davranırlar,akıl verirler ,kendi yaşantılarından anlamlı öykülerle sizi bu karanlık ve derin kuyudan çıkartmak için güçlü bir efor harcarlar…Dostunuzu düşmanınızı tanırsınız böylece..şiirler yazarsını,kendinize acırsınız,ölmek istersiniz,yaşamın ne kadar anlamsız olduğundan yakınırsınız ve kimse de bunu yadırgamaz…Ne inanılmaz günlerdi onlar…Özlüyor muyum ne?Karizma çizildi bir kere…Bu kadar aydınlık güler yüzlü ve her dem beynin gücünden bahseden bir insana dönüşünce azıcık suratınız asılsa arkadaşlarınız hemen yapıştırıyor tokadı’’ne o bugün beyin gücünde arıza var galiba..yoksa enerji kaybı  mı yaşıyorsun?’’gibilerinden takılıyorlar..Hadi gel de depresyona gir:P Mümkün değil işte…İlham perisini küstürdüğüm gibi depresyon imparatorluğunun kapıları da kapandı bana..Of of…

 

Kütüphaneme döneyim ben en iyisi..Bu arada arka sıraların tozunu alırken uzun zamandır dokunmadığım,koklayıp kucaklamadığım bir kitap’’Bütün Aşkların Gömüldüğü Yer’’yazarı Haldun Çubukçu..Okurken mest olmuştum…Bütün aşkların gömüldüğü yer GÜLYAZI..kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ başı..kar ve yoksunluklar ve tuhaf insanlarla  dolu…İlk görev yerim olan Şarkışla’nın o inanılmaz dağ köyünü hatırlattığı için olsa gerek nerdeyse kitabın içine girip yaşadım kurguyu… Bir tuhaf kasabada geçiyor bütün hikaye…ve AŞK ömrümüzün YOKÜLKESİ….Aşkı bu kadar derin ve bu denli acıtıcı tarzda sorgulayan bir kitap daha okumadım ondan sonra zaten….İlginç kurgusu ve sürükleyici anlatımıyla gerçekten de aşk meraklıları için bulunmaz bir hazine…tavsiye ederim…Ki aşkın insanı ‘’dönüştürdüğünü’’;insanın, kendisini tanımanın zorlu bir yolunun da ‘’aşk’’ olduğunu artık bilmeyen yok gibi.))dünya döndükçe ve insan varoldukça AŞK her zaman popülaritesini koruyacak gibi görünüyor…Evet…kitaplarıma dönüyorum artık..Benim onlara onların da bana ihtiyacı var çünküJ)Sevgiyle güzellikle mutlulukla kalın efemJ

Yorum (1) Yorum yaz!

Gezgin Olmak

15/8/2009 · Kategori: izlek

Duslerinizi bir ucurtma gibi gokyuzune gonderin. Ne getireceği bilinmez.

Yeni bir hayat, yeni bir arkadas, yeni bir ask, yeni bir ulke.
Anais Nin



 dunya hepimizin dunyasi, sinirlar var bu sinirlarin otesinde farkli

kulturler inanislar giyimler yemekler cografya barindiran topraklar var  ancak has olan bir sey

varki orada yasayanlar bizim gibi hayata gelip bu yolculukta ilerleyen

yasamlar..


gezgin gidecegi topraklardaki gezilesi insan ve doga  harikalarini gormenin

yaninda o yasamlara tanik olmak biraz olsun karismak kendine katmak icin

gider, onyargiyi bilmez, bilse bile bunu atmasini ogrenmistir, gitmeden once

uzun uzun  cikacagi yollari arastirip bilgi toplar oralara ayak basmislarin

tavsiyelerini de dinler, vardiginda  duyduklarini kaale alir ama gidip bir

de kendi gozlugunden bakmak sahit olmak kendine katmak icin gider,
 gordukce buyur, gordukce toleransini, bilgisini, dunya bakis yelpazesini

daha da genisletir, gordukce  hayati daha cok sever, gordukce  bilinmeyeni

bulmak icin yollara duser.Gezgin gozlemleyen gordugunde kendine yenisini

katandir, din, dil, irk, renk ayirmadan dunyayi yasami yasamlari paylasmak

icin gider. Gittikce  farkinda olmanin farkinda olur. Kendini bu dunyada bir

yaprak gibi gorur ama o yapragin kiymetininde farkindadir. Dogaya saygiyla

bakar,
gezgin uzaklarda  yuce  bir dagin eteginde dinlenirken baktigi ufku

gorebilmenin  sansini  bilir ve tadini ozune katar, yedigi ilk mangonun kokusunu

hep duyumsar,  bir nehirde koyu tenli dilini bilmedikleri insanlarla 

yakaladiklari   baligin tadini asla unutmaz, basamaklarina

oturdugu bir katedral meydaninda  cocuk saticinin super ingilizcesine satis

teknigine duydugu hayranliga  dayanamayip hic ihtiyaci olmayan bir seyi

aldigini  anlatir herkese...

 gezginin derdi luks yerde kalmak degildir gunlerce sahilde veya otel

havuzunun basinda uzanip yatamaz, kisa dinlenmelerden sonra duser yeni

yollara bilinmeyene.  Konaklamada ona temiz yatak su yeter ,  bulamazsa o topraklatakiler nasil konakliyorsa oyle konaklar, veya dogaya siginir. Pahali

kiyafetlerle gezmez, her zaman rahat bir ayakkabi vardir ayaginda bilirki

tabana kuvvet yuru diyecek yerler cikabilir  onune, acil gerecler hep sirt

cantasindadir gittigi yerlerin kulturune saygi ile giyinir,  gittigi her

yerde o topragin  verdiklerini yer, damagina yeni tatlar katar,  hicde ac

kalmaz her zaman cebinde eline gelebilecek bir yemis, bir parca ekmek

bulundurur.

gezgin gittigi sehirlerde  arka sokaklara girip kaybolur cocuklarin

evlerinin avlularinda hangi oyunlari oynadiklarini, evlerde pisen

yemeklerin kokusunu duymak icin girer her sokaga, karis karis yurur  aksam

ayaklar yoruldum diye basbas bagirsa bile gezginin yuzu gulumsemeyle ruhu

dopdolu olarak koyar basina yastiga.


  O topraklarin insani arasinda trene otobuse kayiga,  binerek bir yerden

bir yere ulasir, ne kadar da uzun uykusuz sicak -soguk olsada,  bu yollarda

bulur oradaki has  dokuyu bu yollarda rastlasir en guzel tasaduflere,

zorluklar cikar, tren kacmistir   otobus 10 saat sonra gelecektir,

havaalaninda 24 saat beklemistir sizlanmak yerine  ustesinden gelmeyi  o

zamani bile keyifle gecirmessini bilir.


gezgin yolculugunu bitirip evine dondugunde bir sonraki yolculugu aklina

koymustur zaten.

 (alıntı)

Yorum (yok) Yorum yaz!

SEVGİ HER ŞEYE YETER

6/2/2008 ·

Sevgi Her Şeye Yeter

bir kadın bir erkek
doyurulmayı bekleyen
çocuksu avuntular içinde
düşü gerçeğin beşiğinde sallıyordu

''benimle hayatın zor geçecek
biliyorsun değil mi? ''
dedi kadın

ten bulandı
gözler yıldızlara uzandı
ve aç mı aç bir yağmur başladı

''seni seviyorum''dedi adam

yağmur yırttı geceyi
çığlık çığlık oldu karanlık

''seni seviyorum''dedi kadın
''ama yetmiyor''
yet(er)
yeter(mi)
yetişir(mi)

y e t m i y o r d u

saman sarısı ayrıntılar
dizildi boğazına

cinayetin işlendiği vakit
nakış işliyordu
yalnız sevişmeler

alev alev yanıyordu
gecenin alnı

bir kadın
bir erkek
tüm yaşanmışlıklarını
sıvadılar geceye
tüm çelişkilerini
sarkıttılar
çılgın yağmurun
örselenmiş yüzüne

adam teninin son tuzunu
bulaştırdı kadına
düş gerçek olmazdan önce
''sevgi(sev) her(sev) şeye(sev) yeter(sev) ''
dedi adam

duruldu gece
dinlendi yağmur
her şey gerçek olmazdan önce
 

Taner Akıncı

 

Yorum (6) Yorum yaz!

Şafak Şiirleri

5/9/2007 ·

Viya Böyle

Yittin kıyısız kaldım
Puslasız haritasız rotasız
Fenersiz kaldım
Acıya iskandil ediyorum boyuna
Kaç kulaç ederki benim şu aşkım
Hüzün tarıyor yalnızlığa attığım demir
Umudundan aldığım her kerteriz yanlış
Hesap yanlış hayat yanlış aşk yanlış
Oysa vira bismillah fundademir
Rıhtımlar halatlar sığyerleri
En iyi bildiğim şeylerdi
İçe içe öğrenmiştim
Ustalık yetmiyor sevgilim
Ancak aşk öğretiyor adama
Bi hayatın batacağı yeri
Ardımdan güzseslerini topla
Laciverdin mora kesmesine gözyum
İyodu körelt
Alargada
Bir şamandıra gibi beklesin beni ölüm
Aşka yanaşmasını bilmeyen bi kaptan
Denize defnedilmeli
 

Mehmet Süreyya Timur

Yorum (1) Yorum yaz!

Kaygılı İç Savaşlarım

4/9/2007 · Kategori: Deneme

Ülkemizin içinde bulunduğu kaosu hepimiz yaşıyor görüyoruz…Ne RTL benim başbakanım,ne Abdullah Gül cumhurbaşkanım…Olmayacak da…Gazeteleri okudukça,haberleri izledikçe yoğun bir acı burgaç gibi dönüyor içimde…Elimde değil….Keşke duygularımı kontrol edebilsem..kaygılanmasam,öfkelenmesem…Ülkemizi göz göre göre satan bu zihniyetle birlikte huzurlu olmam imkansız görünüyor…’’Nasıl bir ülkede yaşayacak cocuklarımız?’’sorusu dönüp duruyor beynimde…

 

Bir damla suyu bile harcarken iki kez düşünür hale geldik…Ama iş bununla bitiyor mu?Bireysel çabamız elbette önemli..Yine de nehirlerimizin satılacağı,orman arazilerinin rant uğruna talan edileceği ve bunun da olan ormanlarımızı da yakmaya teşvik unsuru olacağı hiç mi düşünülmüyor.

 

Hayatın her alanında yaşanan istila, yıkım ve kıyım başka hiçbir dönemle karşılaştırılamaz…Kendi ülkesini böylesine düşüncesizce tüketen böyle bir yönetim daha önce görülmemiştir…Mantıklı olarak düşündüğümüzde olan zenginliklerimizi har vurup harman savurduğumuzda çocuklarımızı nasıl bir yoksulluğun beklediğini düşünmek bile istemiyorum…Küresel ısınma zaten kapıda…Yıllardır ülkemizin ÇÖL olacağı çığlık çığlık ilan edildiği halde kimsenin kılının kıpırdamaması hatta meydan okur gibi yağma edilmesinin hesabı nasıl verilecek?Vicdanımız rahat nasıl uyuyoruz yataklarımızda gerçekten merak ediyorum…

 

Atatürk'ün kurduğu cumhuriyet in,ılımlı islam out...Yaşasın popüler kültür!

 

Çağdaş tanrımız PARA ya tapmak belki de bizi tam da hakkettiğimiz noktaya doğru sürüklemekte…Hayırlı olsun

Yorum (yok) Yorum yaz!

Güne Şiirle Başlamak

4/9/2007 ·

Sevgili dostlar bu şiiri bana yeni tanıştığım bir arkadaş gönderdi...şiiri sevdim ve onun iznini almadan yayımlıyorum..umarım kızmaz...sevgiyle

 

 

Giden Yolcu Salonunda

Gece gibi soğuk, vuslatın inancı,
Bir kadın iç çeker, bir adam acı...
Giden yolcu salonunda;
Şimdi herkes sensin, şimdi herkes yabancı...

Öpüşlerle kapanmış, mühürlü parmaklar,
Almaya gelmiş seni, beni almaya ayrılıklar...
Giden yolcu salonunda;
Bir veda açmış, bir karanfil dudaklar...

Gidiyorsun, var git, hüzünler gelir,
Azar azar bıraktın sevgini, kim bilir?
Giden yolcu salonunda;
Bir sevda biter, bir çınar devrilir...

Sarı güvercinler suskun, sarı hayalet,
Veda çiçeği dudağında, ağlayan bir ceset..
Giden yolcu salonunda;
Hançer gidişlerin oldu mu hiç? Hayal et! ..

Erkan Erdal Deniz

Yorum (2) Yorum yaz!

Maymundan İnsana

3/9/2007 · Kategori: Deneme

Ali Rıza Dirican

 

Fransız Ral Mois'lerden biri hangisi olduğunu bilmiyorum bir gün bir şey dikkatini çeker.Nöbetçi askerin sarayın bahçesinin ama uzakta bir yerinde hep aynı yerde durduğunu görür.Yağmur,kar,fırtına altında hep bir nöbetçi asker durur orada.Güvenlik biriminin başındaki komutanı çağırıp sorar,bu nöbetçi orada niye duruyor diye.Komutanda nedenini bilmez.Birlikteki yaşlı askerlerde bilmemektedir.Ama komutan,yaptığı araştırmadan şu bilgiyi elde eder.Otuz yıl kadar önce,şimdiki kralın babası kralmış.Bahçede onun çok sevdiği bir gül ağacı varmış .Kimsenin bu ağaca zarar vermemesi için kralın özel emriyle yirmidört saat bir nöbetçi dikmişler.
   Aradan zaman geçip ağaç yaşlanıp kuruyunca onu oradan söküp çıkarmışlar.Ama Ağacı sökenle oraya nöbetçi diken ayrı kişiler olduğu için nöbet sürmüş.Öyle bir zaman gelmiş ki,nöbetin gerekçesi ortadan kalkmış,gül ağacının izi kalmamış orada,insanlar nöbetlerin nedenini unutmuşlar,ama nöbet sürmüş.Ancak  yeni kralın merak etmesiyle bu anlamsız nöbet sona erebilmiş.
    Gül ağacı nöbeti sona ermiş ,ermiş ermesine ama
şöyle bir baktığınızda gelenek,örf,anane adı altında hala süregelen tartışmasız insanlık dışı olan töre cinayetleri devam etmekte,kendi kızını öldürten ve öldürtmek için sıra bekleyen karakafaların nöbeti devam ediyor.Anlamı bilinmeyen ,anlamı çoktan yoklara karışmış ,içi boşalmış işlevi yitmiş nöbetler sadece insanları yıldırmak onları özgürlüklerinden uzaklaştırmak için devam ediyor.HER yanda insan kılığındaki maymunlarca devam ettiriliyor işlevsiz nöbetler...
   Birkafese beş maymun kapatırlar.Ortaya bir merdiven koyup merdivenin tepesine de bir hevenk muz asarlar.Her maymun merdivenleri çıkıp muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan bütün maymunların üzerine soğuk ama çok soğuk  basınçlı su sıkarlar.Muzlara ulaşma denemesi sonunda,her biri buz gibi suyla sırılsıklam olur.Öyleki bir süre sonra muzlara yönelen maymun ötekilerce zorla engellenir,eğer diretirse eşek sudan gelinceye kadar dövülür(deneyin eşeğin kafese giremeyeceğini hesap ederseniz dayağın ne kadar sürdüğü konusunda bir fikir oluşturabilirsiniz) Artık muzlar orada asılı durur,maymunlarda aşağıdan onları seyreder ama onlara elini uzatamazlar.Acı deneyimlerinden dolayı...
   İkinci aşamada,maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun konur.Yeni maymunun kafese girer girmez ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur,ama öteki dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu iyice bir pataklarlar,maymunda bu kötü alışkanlığından bir çok kez denemesine rağmen dayaktan kurtulamadığı için vazgeçer.Daha sonra ıslatılmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir.Yeni gelende merdivene ilk tırmanışında dayağını yer.İikinci yeni maymunu en şiddetli döven de ilk yeni maymundur.Sonra üçüncü,dördüncü ıslak maymunda sırayla değiştirilir.Her yeni maymun geldiğinde muzlara yönelir ,dayağını yer,öğrenmesi gerekeni öğrenir ve daha sonra gelen maymunu dövenler arasına katılır.
   Beşinci ıslak maymun da dışarı alınıp yeni gelen maymunda dayağını yedikten sonra düzen yerleşmiş olur .Artık hiç bir maymun muza ulaşmaya çabalamaz,çabalar gibi olan dayağını yer ve oturur yerine.
   Islanma deneyiminden geçmemiş bu beş maymun  da muzlara ulaşmak isteyenleri neden dövdüklerini bilmez ama dövmeyi sürdürürler.Böylece,muzlar orada asılı durur,maymunlaraşağıdan aç,aç muzları seyreder ama hiçbiri muzlaraulaşmak için bir harekette bulunmaz.Artık işler böyle yürüyecektir.Anlamı,içeriği,yararı hiç bilinmeyen bir görenek uygulanacak,akıl yürütmeyi bileyen maymunlar kendi yarattıkları kapana kısılmış olarak yaşayacaklardır.Düzen böyle geldiği için bundan böyle de bööyle gidecektir.
   Maymun takını sadecer kafeste değil dışarıda da aralıksız nöbette.Namus nöbetinde,ahlak,gelenek,göreneknöbetinde.Sizin nöbetler ne alemde ? Benimkiler mi belki benimkiler sizlerinkinden fazla...Kurcalasakmı dersiniz KİMİ NÖBETLERİ HALA NİYE TUTUYORUZ...Maymundan insana geçişin yitik halkaları aramızda dolaşıyor ...Ha gayret bulabiliriz.

Yorum (1) Yorum yaz!

Şiir Akşamları

2/9/2007 ·

LAVINIA

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar,
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalan istiyorsan yalanlar söyleyeyim.
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.


Özdemir ASAF

 

Yorum (3) Yorum yaz!

MUSAKKA

2/9/2007 ·

Yılmaz Özdil


MECLİS aritmetiği değişti mi?

Değişti.


Milletvekilleri değişti mi?

Değişti.

Meclis Başkanı?

Değişti.

Bakanlar değişti mi?

Değişti.

Cumhurbaşkanı?

Değişti.

*

Musakka hálá aynı... 1 lira!

*

Sizi bilmem, ben bilinçli seçmenim... Oy verip Ankaralara, gurbet ellere gönderdiğim vekilim, ne yer ne içer, merak ederim.

Bu nedenle, ayıptır söylemesi, Meclis Lokantası’nın mönüsünü arakladım...

*

Mercimek çorba, 50 kuruş.

Dana kavurma, 3 lira.

Patlıcan kebap da...

Hindi fırın, 2.5 lira.

Pilav, közde biber, domates ve haşlanmış havuç ile birlikte servis ediliyor...

Çipura?

4 lira... Yeşillikli.

Tavuk şiş?

2.5 lira... Garnitürlü.

Musakka, söylemiştim, 1 lira.

Pirinç pazı, 1 lira.

Pazı, diyet... 182 kalori.

(Burası çok önemli... Çünkü mönüde sadece fiyatlar değil, yemeklerin kaç kalori olduğu da belirtiliyor. Bayan milletvekilleri için 1800-2000, erkek milletvekilleri için 2500-3000 kalori öneriliyor. Bu hesaba göre, bir erkek milletvekili -mesela Osman Yağmurdereli- bir oturuşta, mercimek çorba, dana kavurma, patlıcan kebap, soslu köfte, çipura, hindi fırın, musakka, cacık, komposto, revani, karpuz yiyebilir. Hepsi 3000 kalori... Hepsini yerse, 19.5 lira... Mide fesadı geçirmemek için, üstüne soda, 50 kuruş... 20 lira atıp çıkar.)

Barbunya pilaki, 1 lira.

Peynir tabağı, 1 lira.

(Tabak hariç... O demirbaş.)

Cacık, 50 kuruş.

Komposto, 50 kuruş.

Vişneli tayfır, 1 lira.

(Şimdi diyeceksiniz ki, o ne? Ben de ilk defa duydum... Vişne, ananas, yumurta, un ve şekerden yapılıyormuş... Çocukluktan beri vişneli tayfırla büyüdükleri için yemezlerse olmaz!)

Revani, 1 lira.

Bülbül yuvası, 1 lira.

Cevizli samsa, 1 lira.

Karpuz, 50 kuruş.

Ayran, 50 kuruş.

Soda, demiştim, 50 kuruş.

Ekmek bedava.

Garson da.

*

Cümleten afiyet olsun.

*

Ha unutmadan... Meclis Lokantası’nın fiyatları değişmedi ama, Meclis’te önemli bir değişiklik kapıda... AKP, her milletvekiline "kırmızı plaka" ve "şoför" verilmesi için çalışma başlattı. Hem kırmızı plaka olmadığı için havaalanına falan gittiklerinde bekletiliyorlarmış... Hem de şoför olmadığı için cep telefonuyla konuşurken kaza filan yapıyorlarmış... Haklılar.

Bence cep telefonunu kulağa tutmak için de birini almaları lazım.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım